Thursday, September 21, 2006

aysel git başımdan / attila ilhan

aysel git başımdan ben sana göre değilim
ölümüm birden olacak seziyorum.
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
aysel git başımdan istemiyorum.

benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
dağıtır gecelerim sarışınlığını
uykularımı uyusan nasıl korkarsın,
hiçbir dakikamı yaşayamazsın.
aysel git başımdan ben sana göre değilim.
benim icin kirletme aydınlığını,
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

ıslığımı denesen hemen düşürürsün,
gözlerim hızlandırır tenhalığını
yanlış şehirlere götürür trenlerim.
ya ölmek ustalığını kazanırsın,
ya korku biriktirmek yetisini.
acılarım iyice bol gelir sana,
sevincim bir türlü tutmaz sevincini.
aysel git başımdan ben sana göre değilim.
ümitsizliğimi olsun anlasana
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim.

sevindiğim anda sen üzülürsün.
sonbahar uğultusu duymamışsın ki
içinden bir gemi kalkıp gitmemiş,
uzak yalnızlık limanlarına.
aykırı bir yolcuyum dünya geniş,
büyük bir kulak çınlıyor içimdeki.
çetrefil yolculuğum kesinleşmiş.
sakın başka bir şey getirme aklına.
aysel git başımdan ben sana göre değilim,
ölümüm birden olacak seziyorum,
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim.
aysel git başımdan seni seviyorum.

Wednesday, September 20, 2006

posta gazetesi amatör şairler köşesinden bir şiir

novaa isimli bir sözlük yazarının bu sayfada yazdığı bir entry'den alıntı:

"merhaba ben niyazi toklu, 13 yıldır şiir yazıyorum, şiirin aşağıdadır, saygılarımla... "

seni çok seviyorum,
aşkından ölür gibi oluyorum,
senin için yaşıyorum
aşkın cennet
seni bana sorsalar,
çok güzel anlatırım ben onlara
ben seni çok severken
bakarım onlara.........

Tuesday, September 19, 2006

sibernetik / turgut uyar

üç kere üç dokuz eder
bilirsin
birin karesi birdir
kare kökü de
bilirsin
"mutlu aşk yoktur"
bilirsin

ama baharda ya da dışarda
sonsuz göğün altında
aşkın aşkla çarpımı
nedendir bilinmez
garip bir biçimde
hep sonsuzdur

kare kökü de yoktur

Sunday, September 17, 2006

dünya bir yana, sen bir yana / ömer hayyam

yeryüzü padişahların,
kralların olsun.
cehhennem kötü insanın olsun,
cennet iyi insanın..
tanrıya toz kondurmamak meleğin işi olsun,
temizlik,
cennet kapıcısının işi..
kim,
ne olursa olsun,
sevgili bizim olsun tek,
canı,
canımız olsun.

Friday, September 15, 2006

göğe bakma durağı / turgut uyar

ikimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
bebek dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
şu aranıp duran korkak ellerimi tut

bu evleri atla bu evleri de bunları da
göğe bakalım

falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
inecek var deriz otobüs durur ineriz
bu karanlık böyle iyi aferin tanrıya
herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
beni bırak göğe bakalım

senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
seni aldım bu sunturlu yere getirdim
sayısız penceren vardı bir bir kapattım
bana dönesin diye bir bir kapattım
şimdi otobüs gelir biner gideriz
dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
durma kendini hatırlat
durma göğe bakalım

dünyanın en güzel arabistanı / can yayınları - 1994

Wednesday, September 13, 2006

buz gibi / edip cansever

aşk iyidir bak
duyumunu artırır insanın
hele don gömlek sabahları
tıraş olacağını duyarsın
yeni gömleğini giyeceğin gelir
bir yeni biçim eklersin insan olacağa
masaya, merdivene, aynalı dolaba
derken ardından şıpın işi bir kahvaltı
amanın dersin bu ne delice gidiş
paldır küldür açar mıydı fıstık ağacı
ispinoz düşünür müydü
deli olan kaşınır mıydı
kolların upuzun walt whitman'ı okumaktan
ağzın desen bir karış açık
sokaklar yok mu, o sokaklar
önce bir yeşile işkilli
evlerde büyümeler, alıp başını gitmeler olacak
kızıp duracaksın üstüne başına konan toza
televizyondaki işe
usanmak, hızını eksiltmek dendi mi
cin ifrit kesileceksin birden

hey gibi duyumuna yandığımın dünyası
alıp vereceğin olacak ille
aşk maşk buz gibi yaşayacaksın

Monday, September 11, 2006

ne tuhaf / sabahattin kudret aksal

ne tuhaf ömrümün sonuna kadar
kelimelerle yaşamam.
ağaçtan çok ağaç sözünü
denizden çok deniz sözünü
sevmem.

halbuki bir sabah erken uyanınca
balkona çıkmak da güzel.

Saturday, September 09, 2006

yalnız / friedrich nietzsche

haykıran kargalar
darmadağın uçuşuyor kente doğru:
neredeyse yağacak kar
yeri yurdu olanlara ne mutlu!

donmuş kalakaldın,
hanidir gözlerin arkada!
boşuna kaçışın, ey çılgın,
kıştan uzaklara!

dilsiz ve soğuk binlerce çöle
açılan bir kapıdır dünya!
insan senin yitirdiğini yitirse
bir yerlerde duramaz bir daha!

sen şimdi solgun, sarı
kış gurbetlerine lanetli,
hep soğuk gök katlarını
arayan bir duman gibi.

uç git kuş, söyle ezgini
ıssız çöl kuşlarının sesiyle!
göm, gizle, ey çılgın, kanayan kalbini
buzların, alayların içine!

haykıran kargalar
uçuşuyor kentten yana, dağınık:
nerdeyse yağacak kar
yeri yurdu olmayana çok yazık!

çeviren: behçet necatigil
kaynak: epigraf.fisek.com.tr

Thursday, September 07, 2006

infilak / edip cansever

ben gidince hüzünler bırakırım
bu senin yaşadığındır
bir ev sıkılır kadınlardaki
bir adam sıkılır kadınlardaki
seni sevmek bu kadar mı
o benim yaşadığımdır.

bazan da bir yerde kuşlar vardır
ne uçmak ne görünmek için

bir karanfil pencereyi deler
bir kapı kendiliğinden kapanır
istesek sevişirdik, ama olmadı
biz değil yaşayan acılardır.

gitsem de her yerde biraz vardır
hatırda zamansız bir plak
bir otel kapısı, biraz istasyon
vardır o seninle birlikte olmak
buluşur çok uzaktan ellerimiz
ve nasıl gözgözeyiz ansızın bir infilâk.

kaynak: toplu şiirler ı - petrol (adam yayınları, 1990)

Tuesday, September 05, 2006

misis'te yeni bir mahalle / emin akdamar

bir buz parçasını parçalayıp ikiye
buluşturmak suyu da ayrılıkla
dicle muhacirdir artık
sözle ve yalanla anılır geçer
uzaklanır geçmişini taşıyan derelerde
su sesi yazar kırılgan bir şair
misis'te akşam olur

yağmurlara yakalanır dağlarda
bulut hırsızlığı yaptığını söyler
çünkü tanımlamaz görüntüleri sözcükler
otlar tutuşturulmuş evler yakılmıştır
anlamı aynıdır yangının bütün sözlüklerde
misis'te yeni bir mahalle kurulur
bir şair anadilini unutur

tül bir perdenin ardındadır özgürlük
düşüdür ellerini uzatsa dokunacağının
uyanır traş olur imgelerini toplar
uçurur içindeki güvercinleri
gözlerinde çiçek mevsimidir:
buzların erimesi coğrafyayı ürkütür
misis'te bir şair kendini öldürür(!)

Sunday, September 03, 2006

yalnızlık kayzer'den daha güçlüdür / cahit koytak / 1989

yalnızlık kayzer'den daha güçlüdür
ve roma'dan daha uğultulu

yastığa gömebilir misin onu?
duvara asabilir misin?
bir âyin elbisesi
ya da bir geyik postu gibi?

ruhundan sızarak senin
ve belkemiğinden
odanı dolduracak
belki de dünyanı
ve üstüne çıkaracak
tekneni, dalgaların

yalnızlık...
bitişik yataktaki hasta:
başının altında elleri
ve gözleri tavanda - sabaha kadar
alçak sesle
tanrı'yla konuşuyor
ve bazen de seninle.

Friday, September 01, 2006

sen kuş olursun / gidersin bir trenle - cahit zarifoğlu

uzun bir geçmişimiz var
hiç yorulmadan
en azından bir kere
eğlenceli beşik

ha biz varız
ha biz maskeli balo
saygıya durup üstün bir gecede
bir sır payı katlayıp
sade bir kahveden
keyifsiz bir detayın hükmüyle
ha biz yokuz
ha biz seferde

ya bu kez ölenleri görmeliysek
ya sen kuş olup gitmeliysen bir trenle

parka dolalım
park bizi alır önce
seyrimizden bir sabah kazanır
eğri fakat daha çok eğrilmez bir şoförle
sayısız rampaya katlanır
ya güneşten daha zengin
sofraya diz çökeriz
ya sen kuş olup gitmeliysen bir trenle

oysa sergimize kuşlar gelir uzanır.