Tuesday, August 29, 2006

deri eldiven / hande yener

beni bıraktığın koridor boştu
uzandığım yer cilalı
tutunacak bir şey de yok
giyinmişsin beni
her hareketin üzerimde kalmış
o dar uzun koridorda
böyle sensiz böyle saf
ben burada seni bekleyen
bomboş bir eldiven

bu şarkının hikayesi: hande yener, önümüzdeki günlerde piyasaya çıkması beklenen yeni single'ındaki hit şarkısı 'deri eldiven'in nasıl oluştuğunu şöyle anlattı: "nazım hikmet, büyük aşkı vera, prag'dan gidince; en çok sevdiği şehirlerden biri olan prag'ı boş bir eldivene benzetmiş. onun bu benzetmesi bize fikir verdi ve hissettirdiklerini bir şarkıyla anlatmak istedik."

kaynak

Tuesday, August 22, 2006

barışa rock banner

barışa rock banner



Sunday, August 20, 2006

hayatın üçüncü gözü / ilhan irem

hayat bir ürpertidir kuytularımda
hayat ayak sesleri uykularımda
hayat bir özleyiştir umutlarınla
sırları gizleyiştir kuşkularınla

bir kapı açılır yüzün görünür
hayat yanılgıdır duygularında
bir kapı açılır yüzün görünür
hayat yanılgıdır duygularında

bir heyecan bir telaş bir oyun bin bir gece
sevgililer sahnede bir karışık bilmece
çok uzak anılar çocukluğumuz
ilk öpüşün coşkusu unuttuğumuz

hayat bir aksiseda uçurumlarda
dağılır paramparça karşı yarlarda
bir üçüncü göz gerek hayat sevgidir
çöz artık gözlerini oyun bitmiştir

bir kapı açılır yüzün görünür
hayat yanılgıdır duygularında
bir kapı açılır yüzün görünür
hayat yanılgıdır duygularında

bir heyecan bir telaş bir oyun bin bir gece
sevgililer sahnede bir karışık bilmece
çok uzak anılar çocukluğumuz
ilk öpüşün coşkusu unuttuğumuz

hayat bir aksiseda uçurumlarda
dağılır paramparça karşı yarlarda
bir üçüncü göz gerek hayat sevgidir
çöz artık gözlerini oyun bitmiştir

Friday, August 11, 2006

what anyone does listen

Monday, August 07, 2006

denizi görmeme izin verildi / rachel corrie

(rachel corrie'nin 7 şubat 2003'te ailesine gönderdiği bir e-posta'dan bölümler)

şu anda, iki hafta bir saattir filistin’deyim, ve hâlâ gördüklerimi anlatabileceğim çok az kelime var. benim için en zor olanı, oturup birleşik devletler’e yazarken burada neler olduğunu düşünmek; bu sanal iletişim bana lüks gibi geliyor. buradaki çocukların birçoğu, duvarlarında tank mermilerinin açtığı delikler ve yakındaki ufukta sürekli onları gözlemleyen işgalci bir ordunun kuleleri olmadan hiç yaşadı mı, bilmiyorum. her ne kadar tamamen emin olmasam da, buradaki çocukların en küçüğünün bile hayatın her yerde böyle olmadığını anladığını düşünüyorum. sekiz yaşında bir çocuk, ben buraya gelmeden iki gün önce bir israil tankı tarafından vurularak öldürülmüş; ve bir çok çocuk bana onun adını fısıldıyor: “ali”—veya onun duvardaki posterlerini gösteriyor. çocuklar aynı zamanda benim sınırlı arapçamı pratik yapmamı sağlıyorlar; bu, çok hoşlarına gitti. bana “kaif sharon?” “kaif bush?” diye soruyorlar, ve sınırlı arapçamla “bush majnoon” “sharon majnoon” diye cevap verince kahkahalarla gülüyorlar. (sharon nasıl? bush nasıl? bush deli. sharon deli.) tabii ki gerçekten inandığım bu değil, ingilizcesi olan bazı yetişkinler beni düzeltiyorlar: bush mish majnoon…bush bir işadamıdır. bugün “bush bir piyondur” demeyi öğrenmeye çalıştım, fakat doğru çevrildiğini sanmıyorum. fakat her nasılsa burada sekiz yaşındakiler, küresel iktidar yapısının işleyişinin -en azından israil söz konusu olduğunda- benim birkaç sene önce olduğumdan çok daha fazla farkındalar.

bununla birlikte hiçbir okumanın, konferans katılımının, belgesel izlemenin ve ağızdan çıkan hiçbir sözün beni buradaki durumun gerçekliğine hazırlayamayacağını düşünüyorum. bu durumu görmeden hayal edemezsiniz. ancak o zaman bile deneyiminizin gerçekliğin tamamı olmadığının farkına varırsınız: israil ordusunun silahsız bir abd vatandaşını vurursa büyük zorluklarla karşılaşacak olması, ordu kuyuları yok ettiğinde su alabilecek param olması gerçeği, ve tabii ki buradan gitme seçeneğimin olması gerçeği. benim memleketimde ailemden hiç kimse, araba kullanırken ana sokağın başındaki kulede bulunan roketatar tarafından vurulmadı. bir evim var. gidip okyanusu görmeme izin veriliyor. görünürde aylar ve yıllar boyunca dertsiz devam etmem hâlâ çok zor (çünkü bir çoğunun aksine ben beyaz bir abd vatandaşıyım). okula veya işe gitmek için evden çıktığımda, mud bay ve olympia şehir merkezi arasındaki bir kontrol noktasında yol ortasında bekleyen ağır silahlarla donanmış, işe gidip gidemeyeceğime veya işim bittiğinde eve gidip gidemeyeceğime karar verme gücü olan bir asker olmayacağı konusunda nispeten emin olabiliyorum. eğer ben bu çocukların varolduğu bu dünyaya ulaştığımda, bu dünyaya kenarından ve eksik bir şekilde dahil olduğumda bu kadar öfke duyuyorsam, tam tersi olsaydı ve onlar benim dünyama girselerdi nasıl olurdu diye merak ediyorum.

onlar, birleşik devletler'de genelde çocukların ebeveynlerinin vurulmadığını ve bazen okyanusu görmeye gittiklerini biliyorlar. fakat bir kere okyanusu görebilir, ve suyun ne kadar değerli olduğunun bilinmediği ve geceleri buldozerler tarafından çalınmadığı sakin bir yerde yaşayabilir, öldürücü kuleler, tanklar, silahlanmış “yerleşimler” ve şimdi büyük metal bir duvarla kuşatılmamış bir dünya gerçekliğini tecrübe edebilirsiniz. işte böyle olduğunda, varolarak -sadece varolarak- -dünyanın tek süper gücü tarafından desteklenen- dünyanın dördüncü büyük ordusunun boğazınızı sıkan kuşatmasının sizi kendi evinizden silme girişimine direnerek, yaaşdığınız -sadece yaşadığınız- çocukluğunuzun harcanan bütün yılları için dünyayı affedebilir misiniz merak ediyorum. bu çocuklarla ilgili merak ettiğim bir şey bu. gerçekten bilselerdi ne olurdu merak ediyorum.

bütün bu sayıklamaların ardından rafah’dayım. burası 140.000 kişinin yaşadığı ve bunların yaklaşık yüzde 60’ının mülteci olduğu –bir çoğunun ikinci ya da üçüncü defa mülteci olduğu-bir şehir. rafah 1948’den önce vardı, fakat buradaki insanların çoğu artık israil olan tarihi filistindeki evlerinden çıkarılıp buraya yerleştirilen insanlar, ve onların torunları. sina mısır’a döndüğünde, rafah ikiye ayrıldı. şu anda israil ordusu filistindeki rafah ile sınır arasına on dört metrelik bir duvar inşa ediyor. sınır boyundaki evlerden bir terkedilmiş bölge oluşturuyor. rafah popüler mülteci komitesi'ne göre, 602 ev tamamen yıkıldı. kısmen yıkılan evlerin sayısı ise daha fazla.

bugün, bir zamanlar evlerin durduğu molozun tepesine yürüdüğümde, mısır askerleri bana sınırın diğer yanından “git! git!” diye seslendiler; çünkü bir tank yaklaşıyordu. ardından el salladılar ve “ismin ne?” diye sordular. bu arkadaşça merakta rahatsız edici birşey vardı. bana bir ölçüde, ne kadar da diğer çocukları merak eden çocuklar olduğumuzu hatırlattı: mısırlı çocuklar tankların yolunda gezinen yabancı kadınlara bağırıyorlar. filistinli çocuklar neler olduğunu görmek için duvarları siper aldıklarında tanklar tarafından vuruluyorlar. uluslararası çocuklar tankların önünde bayraklarla duruyorlar. tanklardaki çoğu orada olmaya zorlanmış, çoğu da sadece agresif olan israilli çocuklar biz oradan uzaklaşırken kendilerini gizleyerek ve bazen bağırarak, bazen de el sallayarak evlere ateş ediyorlar.

tankların sınır boyundaki ve rafah ve kıyı şeridindeki yerleşimler arasında kalan batı bölgesindeki sürekli varlığına ek olarak, burada, sokakların bitiminde ufuk çizgisi boyunca sayılamayacak kadar çok ıdf kulesi var. bazıları ordunun yeşil metalinden yapılmışlar. diğerleri, yani bu tuhaf spiral şeklinde merdivenlerse, eylemlerin kimin tarafından yapıldığının anlaşılmaması için bir çeşit ağ ile örtülmüşler. bazıları tam binaların oluşturduğu ufuk çizgisinin altında gizleniyorlar. yeni bir tanesi geçen gün bizim çamaşır yıkayıp bayrak asmak için şehrin içinden iki kez geçtiğimiz süre içinde dikildi. sınıra en yakın alanlardaki bazı aileler en azından bir asırdır bu topraklarda yaşayan asıl rafahlılar olmalarına rağmen, oslo anlaşmasına göre, yalnızca şehrin merkezindeki 1948’de kurulan kamplar filistinlilerin denetiminde. fakat şu kadarını söyleyebilirim ki, herhangi bir kulenin görüş alanı içinde olmayan bir kaç yer var. tabii ki apache helikopterlerinin ya da bir seferde saatlerce şehrin üzerinde dolaşan, vızıltılarını duyduğumuz ama göremediğimiz kameraların karşısında korunaklı bir yer yok.

burada dışarıdaki dünyada olup bitenlerle ilgili haberlere ulaşma konusunda sıkıntı çekiyorum, fakat ırak’a karşı bir savaşın tırmandırılmasının kaçınılmaz olduğunu duyuyorum. burada “gazze’nin yeniden işgal edilmesi” konusunda büyük bir endişe var. gazze her gün çeşitli boyutlarda yeniden işgal ediliyor, fakat bence tankların gözlem yapmak ve toplulukların yakınlarından ateş açmak için bazı sokaklara girip birkaç saat veya birkaç gün sonra çekilmeleri yerine bütün sokaklara girip burada kalmalarından korkuluyor. eğer insanlar bu savaşın bütün bölgedeki halklar için sonuçlarının ne olacağını şimdiye kadar düşünmedilerse, umarım düşünmeye başlarlar.

aynı zamanda sizin buraya gelmenizi de umuyorum. uluslararası kişiler olarak sayımız beşle altı arasında değişiyor. bir şekilde kendilerine katılmamızı talep eden mahallelerin isimleri şöyle: yibna, tel el sultan, hi salam, brazil, block j, zorob ve block o. israil ordusu en büyük iki kuyuyu yok ettiğinden beri rafah’ın dış mahallelerindeki bir kuyunun başında gece boyunca beklenmesi gerekiyor. belediyenin su işleri masasına göre, geçen hafta yok edilen kuyular rafah’ın su ihtiyacının yarısını karşılıyormuş. toplulukların pek çoğu, uluslararası kişilerden, evlerin daha fazla yıkıma uğramasına kalkan olmalarını ve gece mahallelerde bulunmalarını rica ettiler. gece saat on civarından sonra hareket etmek çok zor, çünkü israil ordusu sokakta gördüğü herkese direnişçi muamelesi yaparak ateş ediyor. yani açıkçası sayımız çok az.
memleketim olympia’nın rafah’ı kardeş şehir olarak kabul edip ona bağlanmaya karar vererek çok şey kazanacağına ve çok şey verebileceğine hâlâ inanıyorum. bazı öğretmenler ve öğrenciler e-posta yazışmalarında ilgilerini ifade ediyorlardı, fakat bu oluşturulması gereken dayanışmanın sadece suyun üzerinde görünen yüzü. pek çok insan sesinin duyulmasını istiyor, ve bu seslerin abd’de benim gibi iyi niyetli uluslararası kişilerin süzgeçlerinden geçerek değil, doğrudan duyulmasını sağlamak için bizlerin uluslararası kişiler olarak ayrıcalıklarımızdan bazılarını kullanmamız gerktiğini düşünüyorum. insanların bütün olasılıklar karşısında örgütlenme ve bütün ihtimallere direnme yeteneklerinden yeni yeni pek çok şey öğreniyorum, ve bunun çok yoğun bir eğitim olmasını umuyorum.

abd’deki arkadaşlardan aldığım haberler için teşekkürler. shelton washington’da bir barış grubu örgütleyen ve washington dc’deki 18 ocak protestolarında bir delegasyona katılma olanağı bulan bir arkadaştan gelen raporu yeni okudum. buradaki insanlar medyayı izliyorlar ve bugün bana yine birleşik devletler’de büyük protestoların gerçekleştiğini, ve ingiltere’de “hükümetin sorunlar yaşadığını” söylediler. yani, buradaki insanlara tereddüt ederek de olsa birleşik devletler’deki pek çok insanın hükümetimizin politikalarını desteklemediğini ve küresel örneklere bakarak nasıl direnileceğini öğrendiğimizi söylerken kendimi polyanna gibi hissetmememi sağladığınız için teşekkürler.

Saturday, August 05, 2006

sorular ve cevaplar

1. yıllar yıllar önce izlediğim, müziğini ennio morriconne'nin yaptığı bir spagetti western'in sadece aşağıda anlattığım sahnesini hatırlıyorum. bu komedi-kovboy türündeki filmin ismi nedir? - 30 puan

filmin ana karakterlerinden biri mola verdiği salaş bir lokantada tabağındaki yemeği en küçük kırıntısına kadar siler süpürür(yiyerek tabi) ve çıkarken tabağını tezgaha bırakırken şöyle der: "tabağı yıkamanıza gerek kalmadı, iyice temizledim"

my name is nobody / hiç kimse adındaki adam

2. bu soundtrack'i hemen hatırlayacaksın sanırım - 17 puan

once upon a time in america / bir zamanlar amerika

3. bu repliğin geçtiği film - 20 puan

üç haftadır falan mı birliktesiniz?
bir ay. nasıl bildin?
birini havaalanına götürüyorsan bu ilişkinin başlarıdır. bu yüzden ben bunu başlarda hiç yapmam.
neden?
çünkü sonunda işler değişir ve havaalanına götürmezsin. asla bana şöyle denmesini istemem; “neden artık beni hiç hava alanına götürmüyorsun”

when harry met sally

4. bu repliğin geçtiği film - 10 puan

kolay bir gün değil. her ayrıntıyı hatırlıyorum. almanların hepsi gri giymişti. sen mavi. evet o elbiseyi artık giymiyorum. almanlar çekildiğinde yeniden giyeceğim.

casablanca

5. bu repliğin geçtiği film - 5 puan

hayatının geri kalanını başka biri ile geçirmek istediğini fark ettiğinde, hayatının geri kalanının bir an önce başlamasını istersin.

when harry met sally / harry sally ile tanışınca

6. bu repliklerin geçtiği 6 film - 6 x 3 = 18 puan)

a) ona reddedemeyeceği bir teklif yapacağım.

godfather II / baba II

b) annem bir erkeğin en iyi dostu annesidir der.

psycho / sapık

c) say "hello" to my little friend!

scarface / yaralı yüz

d) play it, sam. play as time goes by.

casablanca

e) you talking to me?

taxi driver / taksi sürücüsü

f) ölü insanlar görüyorum.

the sixth sense / altıncı his